Bu aralar kiminle konuşsam aynı dertten yakınıyor: “Grip oldum.”
Sokakta, iş yerinde, çarşıda, dost sohbetinde konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Kimi öksürüyor, kimi burnunu çekiyor, kimi de “Birkaç gündür kendime gelemiyorum” diyor. Yazın ortasında olmamıza rağmen grip adeta kış mesaisine çıkmış durumda.
Peki ne oluyor da kavurucu sıcakların yaşandığı şu günlerde insanlar bir anda gribe yakalanıyor?
Aslında cevabı günlük hayatımızın içinde. Dışarıda sıcak hava insanın nefesini keserken, serinlemek için kendimizi klimanın karşısına atıyoruz. Dışarıda 35-40 derece sıcaklık, içeride buz gibi bir ortam… Birkaç dakika sonra yeniden sıcağa çıkıyoruz. Sonra tekrar klimalı bir mekâna giriyoruz. Vücut da bu ani değişimlere ayak uydurmaya çalışıyor.
Özellikle klimanın doğrudan vücuda vurduğu ortamlarda uzun süre kalmak, kapalı ve kalabalık alanlarda bulunmak, yeterince dinlenmemek ve sıvı tüketimine dikkat etmemek yaz aylarında solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına zemin hazırlayabiliyor. Üstelik “Yaz geldi, grip olmaz” düşüncesi nedeniyle birçok kişi ilk belirtileri de önemsemiyor.
Şimdi hastanelerde de benzer bir tablo var. Öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, halsizlik şikâyetiyle başvuranların sayısı dikkat çekiyor. Aciller ve poliklinikler adeta “yaz gribi mesaisi” yapıyor.
Burada en büyük görev yine bize düşüyor. Klimayı açalım ama kendimizi buzdolabına koyar gibi de serinletmeyelim. Klimanın derecesini makul seviyede tutalım, doğrudan yüzümüze ve vücudumuza üfletmeyelim. Bol su içelim, uykumuza dikkat edelim. Özellikle çocukları ve yaşlıları ani sıcaklık değişimlerinden koruyalım.
Bir de şu yanılgıdan kurtulalım: “Yazın grip olunmaz.”
Olunuyor…
Hem de siz daha “Bu havada nasıl hasta oldum?” diye şaşırırken kapınızı çalabiliyor.
Sıcak havadan kaçarken sağlığımızdan olmayalım. Klimanın serinliği güzel ama sağlık, birkaç derece daha serin bir odadan çok daha değerli.
Bu yazın mottosu belli:
Sıcaktan kaçalım ama buz gibi klimaya da teslim olmayalım. Aman dikkat!








