17 Ağustos 2026

İMO Şube Başkanı Bulut, Marmara Depreminin 27. yılında uyardı

İMO Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında çarpıcı uyarılarda bulundu: “Milyonlarca riskli yapıdan söz ediyoruz ancak bu yapıların hangileri olduğunu bilmiyoruz.”

haber/Photo_1786956856789.jpg

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin değişmeyen deprem gerçeğine dikkat çekerek, yapı stokunun tamamını kapsayan bilimsel, güncel, şeffaf ve kamuya açık bir envanter oluşturulması çağrısında bulundu.

TEHLİKE DEVAM EDİYOR

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde yaşamını yitiren vatandaşları saygıyla anan Bulut, Marmara Depremi’nin yalnızca büyük can ve mal kayıplarına yol açan bir afet olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği tarihi bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Bulut, aradan geçen 27 yıla rağmen Türkiye’nin deprem tehlikesinin ortadan kalkmadığını, aksine farklı bölgelerde meydana gelen depremlerin yapı stokundaki kırılganlığı bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ ve İzmir depremleri ile 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin aynı gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini dile getiren Bulut, “Her depremde, vaktiyle yapılması gerekenlerin yapılmadığını tekrar tekrar gördük” dedi.

6 MİLYON RİSKLİ BAĞIMSIZ BÖLÜM BULUNUYOR

Deprem riskine ilişkin tartışmaların artık farklı bir noktaya taşınması gerektiğini vurgulayan Bulut, Türkiye’nin deprem tehlikesini bildiğini ancak yapı stokunun risk durumuna ilişkin yeterli ve bütüncül bilgiye sahip olmadığını belirtti. Bulut, “Bugün artık soru depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman olacağı değildir. Asıl yanıtlanması gereken soru şudur: Ülkemizde yapıların birçoğunun riskli olduğunu, büyük bir depremde yapı stokumuzun ağır darbe alacağını biliyoruz ama bu yapıların hangileri olduğunu biliyor muyuz? Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hâlâ yeterli bir yanıt veremiyoruz” ifadelerini kullandı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğunu, bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında olduğunun ve 2 milyon bağımsız bölümün acil olarak dönüştürülmesi gerektiğinin ifade edildiğini aktaran Bulut, riskin büyüklüğünü tahmin etmenin, riskin nerede olduğunu bilmek anlamına gelmediğine dikkat çekti.

13 YILDA BİR MİLYON BAĞIMSIZ BÖLÜM YIKILDI

Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu’na da değinen Bulut, 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30 bin 7 yapı için riskli yapı tespiti yapıldığını belirtti. Söz konusu yapıların 194 bin 381 bağımsız bölüm içerdiğini ifade eden Bulut, aynı yıl 11 bin 940 riskli yapının yıkıldığını ve 59 bin 329 bağımsız bölümün yıkım kapsamına girdiğini söyledi.

2012-2025 yılları arasındaki kümülatif verilere göre ise 319 bin 551 binada riskli yapı tespiti yapıldığını, bu yapıların 1 milyon 272 bin 863 bağımsız bölüm içerdiğini aktaran Bulut, aynı dönemde 291 bin 144 binanın yıkıldığını ve yıkılan binalardaki toplam bağımsız bölüm sayısının 1 milyon 88 bin 165 olduğunu kaydetti. Bulut, mevcut rakamların Türkiye’nin önündeki dönüşüm ihtiyacının büyüklüğünü açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Halihazırda 6 milyon bağımsız bölümün riskli olduğu tahmin ediliyorken, aradan geçen 13 yılda yalnızca 1 milyon civarı bağımsız bölümün yıkılmış olması, kat edilen mesafenin çok düşük olduğunu göstermektedir” dedi.

YAPI STOKU ENVANTERİ ÇIKARILMALI

Deprem riskinin yönetilebilmesi için yalnızca ihbar edilen veya çeşitli çalışmalarla tespit edilen riskli yapıların kayıt altına alınmasının yeterli olmadığını vurgulayan Bulut, Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan kapsamlı bir envanter oluşturulması gerektiğini söyledi. Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü hatırlatan Bulut, bugün hâlâ bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterine sahip olunmamasının önemli bir eksiklik olduğunu ifade etti. Bulut, “Yıllardır dile getirdiğimiz bu eksiklik, deprem riskinin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir” diye konuştu.

BİNANIN YAŞI TEK BAŞINA GÜVENLİK GÖSTERGESİ DEĞİLDİR

Yapı güvenliğinin yalnızca binanın yapım yılı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Bulut, yapıların geçmişinin de en az yaşı kadar önemli olduğunu vurguladı.

Bir binanın hangi yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiğinin yanı sıra kullanım sürecinde taşıyıcı sisteme müdahale edilip edilmediğinin de büyük önem taşıdığını dile getiren Bulut, zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat ve eklentiler yapılması ile kullanım amacının değiştirilmesi gibi uygulamaların yapı güvenliğini doğrudan etkileyebileceğini söyledi.

Bu nedenle yapıların kullanım sürecinde düzenli ve sistematik teknik denetimden geçirilmesi gerektiğini belirten Bulut, periyodik yapı kontrolünün yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmesi çağrısında bulundu.

YENİ YAPILARIN RİSKLİ YAPILARA DÖNÜŞMESİNE İZİN VERİLMEMELİ

Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesinin yanı sıra bugün inşa edilen yapıların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesinin de önlenmesi gerektiğini ifade eden Bulut, 6 Şubat depremlerinde yeni sayılabilecek bazı yapıların da yıkılmasının yapı üretim sürecindeki sorunların önemini ortaya koyduğunu söyledi.

Güvenli yapı üretiminin doğru zemin araştırmasından projelendirmeye, kaliteli malzeme kullanımından uygulamaya ve etkin yapı denetimine kadar birbirini tamamlayan bir mühendislik süreci olduğunu belirten Bulut, zincirin herhangi bir halkasındaki eksikliğin yapı güvenliğini tehdit edeceğini vurguladı. Bulut, yapı denetiminin ticari bir faaliyet olarak değil, doğrudan kamu yararı ve yaşam hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

ULUSAL YAPI STOKU BİLGİ SİSTEMİ KURULMALI

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak çözüm önerilerini de sıralayan Mehmet Bulut, Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanterinin derhal oluşturulmasını istedi.

Bulut’un çağrıları arasında riskli yapıların durumunu sürekli izlemek amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulması, riskli yapıların müdahale süreçlerinin risk büyüklüğüne göre önceliklendirilmesi, özellikle dar gelirli vatandaşları koruyacak kamu kaynaklarının artırılması ve kentsel dönüşümün rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak kent ve bölge ölçeğinde risk odaklı yürütülmesi yer aldı. Bulut ayrıca yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesini ve meslek odalarıyla daha güçlü iş birliği yapılmasını istedi.

DAHA FAZLA BEKLEMEK İSTEMİYORUZ

17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 27 yılın Türkiye’nin deprem gerçeğini anlaması için fazlasıyla uzun bir süre olduğunu ifade eden Mehmet Bulut, bilim insanlarının, mühendislerin, meslek odalarının, üniversitelerin ve kamu kurumlarının yıllardır uyarılarda bulunduğunu hatırlattı. Bulut, yaşanan her büyük depremin aynı sorunları yeniden gündeme getirdiğini belirterek, “17 Ağustos 1999’da yaşamını yitiren yurttaşlarımızı anmanın en anlamlı yolu, aynı acıların yeniden yaşanmasını önlemek için vakit kaybetmeden harekete geçmektir” dedi.

İMO Gaziantep Şube Başkanı Bulut, deprem gerçeğinin ertelenemeyecek bir kamu politikası olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin artık deprem olduktan sonra müdahale eden değil, deprem olmadan önce riskleri belirleyen, azaltan ve yöneten bir anlayışı kalıcı biçimde hayata geçirmesi gerektiğini ifade etti.