14 Ekim 2026

Hakan Esen / Bu Şehrin Kışı

haber/Photo_1791921732853.jpg

Kış, derin hüznüyle camdaki buğuya parmakla çizilen bir kalbin naifliğinde, ekmek arayan güvercinlerin telaşında, sessizce yaşar öfkesini.

Gri gecekonduların karlı çatılarındaki beyazlık, hayatın ağır yükünü omuzlarında taşıyan çocukların gündeminde değildir şimdilerde…

Ağaçları sallar ıslık çalan ıslak rüzgârlar. Soba üzerindeki kestanelerin sıcaklığında bir bakarsınız, ıhlamur kokar ortalık. Çaylar limonlu içilir. Mahallenin afacanlarını öksürüklerinden tanımaya başlarsınız. Yazın kuruttuğumuz tarhananın buharı, şefkatli bir anne gibi sarar odanın her köşesini.

Çocukların şen kahkahaları olmasa, kalabalık bir yalnızlıktır bu mevsimin adı.

O nedenle Kavaklık öksüzdür şimdi…

Sessizliğin ayazında açıkça seçilir kardaki kuşların ayak izleri. Sof Dağı, uğultulu bir uykunun en derin yerindedir bahar öncesi. Gaziantep Kalesi, taş kesmiş bir mağrurlukla sislerin arasında, gelinlik giymiş bir şehir gibi görünür.

Kulağını kabart, bak Yesemek’ten… Tarihin derinliklerinden çekiç sesleri gelir. Taşla kış buluşur iki sevgili gibi. Hiçbir ayaz vuslata engel değildir ki…

Yesemek, nazlı bir şarkı olur.

Dülük’te sessizdir kış. Tarihin izleri, toprağın ve taşın hafızasında saklıdır. Bir zamanlar bu topraklarda yaşayanların inançları, törenleri ve hikâyeleri, geçmişin derinliklerinden bugüne ulaşır. Şimşeklerin büyülü senfonisini dinler gibi olursunuz o kadim mekânlarda.

Zeugma’da geçmişin ihtişamı yankılanır. Bir zamanların görkemli hayatı, mozaiklerin renklerinde yeniden canlanır. Çingene Kızı’nın bakışlarında binlerce yıllık bir sır saklıdır sanki. Karlar erir, zaman yavaşlar; tarih, insanın belleğinde yaşamaya devam eder.

Islak ve çamurludur Gaziler Caddesi.

Kuyumcu vitrinleri ışıl ışıldır ama triko atölyelerinde emek veren işçiler, soğuk havaya rağmen üretmenin telaşındadır. Kışın ayazı yüzlere vururken hayat, her zamanki gibi kendi ritminde akıp gider.

Yeşilin en güzelini görürsün Alaybey’in köşesindeki seyyar arabaların tezgâhlarında. Yazın kelebek nazikliğiyle açılan tezgâhlar, kışın balık zarafetiyle renklenir.

Mutluluk, bacadan çıkan duman ve ekmek kokusudur şimdi Antep’te.

Dumanı tüten soğanlı kış çorbası, pekmez…

Tüylü battaniye, ananın ördüğü eldivendir.

Sevgilinin üşümüş ellerini avuçlarının arasında ısıtırken yüzüne yayılan gülümsemedir.

Kış, bazen bir hatıranın sessizliğinde, bazen pencereden süzülen karın beyazlığında kendini anlatır. Şehir susar; insan, geçmişin sesini daha derinden duyar.

İşte böyle…

Kimi zaman ayazdır, kimi zaman soba başında tüten kestane…

Kimi zaman bir annenin tarhana kokusudur, kimi zaman sevgilinin üşüyen elleridir.

Kimi zaman Gaziantep Kalesi’nin sisler arasındaki mağrur görüntüsü, kimi zaman Yesemek’ten yükselen çekiç sesidir.

Kimi zaman bir sokak lambasının altında uzayıp giden gölgeler, kimi zaman bir evin penceresinden sokağa taşan sıcaklıktır.

Ama ne olursa olsun…

Bu şehrin kışı, KIŞ’tır.