06 Ağustos 2020

Dr. Özgür Altınbaş, Yazıyor...

Virüsler… Yaşamak için başka canlılara ihtiyaç duyarlar, Beyni, gözü, kulağı, burnu, iç organları olmadığı gibi yaşamı için kendi enerjisini üretecek yapıları ve neslini devam ettirecek üreme sistemleri de yoktur, Hatta bazı türlerinde DNA bile yoktur, Bütün bunlara rağmen nasıl oluyor da görülmesi için özel mikroskopların kullanıldığı bu küçücük yapılar tüm dünyayı kendisinden bahsettirecek kadar devleşebiliyorlar?

haber/Photo_1592595672910.jpg

Virüslerin üzerinde anahtar diyebileceğimiz yapılar mevcut, bu yapılarla diğer hücrelerin üzerinde bulunan ve kilit diyebileceğimiz yapılara bağlanarak kendisini hücrenin içine aldırır. Tıpkı dünyadan uzaya fırlatılan bir aracın atmosferden çıkarken yavaş yavaş fazlalıklarından kurtulduğu gibi, hücre içine girerken en dıştaki zarflarını geride bırakırlar. Artık içeride sadece küçük bir iplikçikten ibaret genetik maddesi vardır. Şimdi artık virüs için çoğalma vaktidir. Üreme yeteneği olmadığı için kendi kendine çoğalamayacak, peki şimdi sırada ne var? Bu genetik maddesini hücrenin beyni diyebileceğimiz her şeyi yöneten çekirdeğine yönlendirir. Artık hücre adeta hipnoz olmuştur. Virüsün emrettiği her şeyi yapar. Bu şekilde çoğalan virüsler kendine bir de zarf yaptırtır. Hücrenin içerisinde o kadar çok virüs üretilmiştir ki sonrasında hücre patlar ve tüm virüsler artık yeni hedeflerine doğru yola çıkarlar.

Her virüsün etkilediği organ ve sistemler farklıdır. Örneğin kuduz virüsünün nihai hedefi sinir hücreleri  iken, coronavirüs akciğerleri tutar. Bahsedilen çoğalma mekanizması ile akciğerleri harap eder. Coronavirüste görülen öksürük, nefes darlığı ileri vakalarda solunum cihazına bağlanma gibi durumlar bu sebeple ortaya çıkar.

Coronavirüs enfeksiyonunu basit bir grip olarak görmemek gerekir. Londra Üniversite’sinde yapılan bir araştırmadaki veriye göre grip olursanız ortalama 1,3 kişiye bulaştırırsınız ve 10 döngüden sonra ortalama 14 kişiye grip bulaşır, coronavirüste ise ortalama 3 kişiye bulaştırırsınız ve 10 döngüden sonra toplam 59 bin kişiye virüs bulaşmış olur. Aradaki muazzam farka dikkat etmek gerekir.

Hastaların bir kısmında görülen tat ve koku kaybı da bu virüsün ilginç bir özelliğidir.

Birçok insanın semptom dahi göstermeden bu hastalığı atlatması bizleri rehavete sokmamalı, çünkü bilinen hiç bir rahatsızlığı olmadığı halde vefat eden hastaları üzüntüyle öğrendik. Üstelik bu insanların bazıları 20’li 30’lu yaşlarında idi. 

 Canlı hücreye yerleşemediği  zaman bir cansızdan farkı olmayan bu virüse ihtiyacı olan ortamı sağlamamak bizim elimizde. MASKE TAKMAK, mümkün olduğunca FİZİKSEL MESAFEYİ KORUMAK ve TEMİZLİĞE dikkat etmek bu virüse karşılık- en azından aşısı veya ilacı bulunana kadar- şu an elimizdeki en önemli slahlarımız.

 Karşımızdaki kişi ile tokalaşmak yerine kültürümüzde de olan elimizi kalbimize götürüp gönüllerimizin bir olduğu izlenimi vermek, zaten var olan el yıkama alışkanlığımızı ( tuvaletten sonra el yıkama alışkanlığı ile ilgili yapılan bir araştırmaya göre  Avrupa’da, Bosna Hersek’ten sonra en yüksek el yıkama yüzdesi ülkemizde çıktı) sabunu daha fazla kullanıp en az 20 saniyeye çıkarmak ve de virüs dolu damlacıkları yaymamak için koruyucu maske takmak KONTROLLÜ SOSYAL HAYAT için saç ayaklarıdır. Bu tedbirleri alıp hem kendimizi hem yakınlarımızı hem de diğer insanları coronavirüs bulaşından kurtarmak hepimizin görevidir.